Nelere gayret ederim?
Ben "Bana göre" sözünü sık kullanmaya gayret ederim. Eh bir şeylere gayret ediyorsanız bunda bazı amaçlarınız olması gerekir.Benim amaçlarımdan birincisi; büyük matematikçinin izafiyet teorisinin insanın en üst düzeyde doğayı kavrama biçimini vurgulamak ve bunu silinmez bir biçimde düşünebilen beyinlere kazımaya çalışmaktır.İkincisi ise bununla bağlantılıdır ama sonrasında gelişir, eğer bu beyin bunu kavramışsa; gördüğü, okuduğu, bilinçli olarak seyrettiği her olayda, Her kişi;Kendi gelişim sürecinde,Olanıhangi mesafeden gördüğünü,hangi yönden gördüğünü,hangi yönden ışık aldığını,hangi tarafa gölge düştüğünü,veO sırada,aynı şeyleri veya şeyi görenin, yeteri kadar konsantre olup olmadığını ve bu konsantrasyonun yeterliliğini değerlendirdikten sonra,bu aynı şeyin kavranmasında, her beynin bir insan kafatası içinde o aynı olayı görünceye kadar birbirinden çok farklı şeyleri yaşam sürecinin her anında farklı yaşayarak bir sosyo-psikolojik yaklaşımla görüp yorumladığını anlatmak için kullanıyorum..Bu nedenle de ben; Okuduklarım, gördüklerim, yaşadıklarımdan sonra;BANA GÖRE; sözcüğü ile o ana kadar oluşmuş bilgi birikimi bütününü otomatik olarak birleştirerek,Genelde anlamlı ve düzgün bir şeyler söylerim..Birisinin bir konuda yazdığı veya söylediği –ki bunların stili birbirinden çok farklı olmalıdır-- benim oluşum sürecimdeki tüm deneyimlerim ve özellikle de gelişim düzeyim ile ilişkilidir..İşte bu nedenle de alıntılarla, benim ne anladığımı anlamayı da başkalarının anlamasını istemek"onların anlamamasını istemek"; yani ben bunu anladım "ne anladığımı yada anlatacağımı sizin bilmeniz gerekmez" demektir..Ve yine bu sebeple;Bana göre; alıntısız "sadece anladığı şeyi, konuya ilişkin bütün yaşamı boyunca kavradığı her şeyi,Birleştirerek anlaşılır biçimde anlatmalı" Çünkü ben; doğada insanlığın bir anlatma ürünü olduğumun bilincindeyim..Tüm bunların yanında yine bana göre ;Çeşitli dışsal sebeplerden anlatma ve anlama biçimlerini oturtmakta çeşitli sosyo - psikolojik sebeplerden tam gelişim tamamlanamamış olabilir . böyle bir durum vukuu bulduğunda ise terazinin anlamaya yönelik kısmına biraz daha ağırlık vererek anlatmayı olabildiğince ertelemekte her zaman fayda olacaktır. Ve dahi karşınızdaki kişi anlama sürecinde gelişmesi gereken kısımları da tembel bir eda ve bahaneler ile mümkün olduğunca ertelemiş ise çok anlatma gayreti içinde olmayıp kültürel yapısını anlama düzeyini yakalayana kadar bu yolda, yol haritası tarifleri ile yetinilmelidir. Üslup konusuna gelmeden öncede bence bu grubumuzda üzerinde bahis etmemiz gereken konulardan önemli bir hususu da oluşturan yazı dili-konuşma dili konusunda bir iki kelam etmek isterim.Bana göre;Yazı dili ile konuşma dili arasında önemli farklar vardır. Temel öğeleri farklıdır. Biri kelimelerden, diğeri seslerden oluşur. Yazı dilinin biçimi konuşma diline oranla çok daha dikkatli bir şekilde düzenlenmiştir. Konuşurken ve yazarken kullanılan sözcük dağarcığı tamamen aynı değildir. Yazı dilinin sözcük dağarcığı genellikle daha geniştir. Bundan başka, konuşma ve yazı dillerinin gramerleri farklıdır; bu iki yolla anlatımınızı farklı şekillerde yaparsınız. Ayrıca konuşma dilinde, yazı diline oranla daha fazla tekrar ve fazladanlık söz konusudur.Yazı dilinin konuşma diline göre kendisine yüklediği bir başka sorumluluk ise işlevinden kaynaklanır. Yazı dili ile bir şeyler anlatmak istiyorsanız , her zaman için geri dönüp hataları gözden geçirip düzeltme imkanınız mevcuttur. Yazı dilinin ‘’ağzımdan öyle çıkıverdi’’ diye bir bahanesi hiçbir zaman olamaz , yani patavatsızlığın yazı dilinde pek karşılığı yoktur olmaya çalışanları ise haddinden fazla yazan kişi için ağır ibarelerdir.Sözün özü konuştuğum gibi yazarım deyimi diyen için çok tehlikelidir.Yazı dilinin özelliklerinden birisi de üslûplarıdır. Üslûp, yazanın yazısına vurduğu gizli damgadır. Yazanın kişiliği, kültürel varlığı, hayatı algılayış ve yorumlayışı üslûbuyla yazısına yansır. Üslûp, iyi bir yazının omurgasıdır ve yazan hakkında birçok ipuçları bulundurur.Her yazının muhtemel okuyucularına karşı sorumlulukları ve ödevleri vardır. Yazı diline gerekli özeni göstermeden dili yarı dillilikle yazmak bir yönüyle iki yönlü dilsizlik demektir. Yani yazı dilinin yanında zaman içinde konuşma dilinde de üslup’u kaybedip iki yönlü dilsiz olunacağı anlamını taşır. Yazı dilinde uygun üslup ile yanlış anlamalar da ortadan kalkar. Yazı dilini hakkıyla kullanan hiç kimse diyemez ki ‘’Beni yanlış anlamışsın’’ hadi dedi farz edelim. Birileri de ona derki el-insaf kardeşim ‘’ Sen bunu hangi parmak-göz ilişkisi ile yazdın ve bu kadar yılda okuduğun buncacık şeyle yazmaya nasıl cesaret edebildin’’Kişilerde kültür yapısı yıllar itibarı ile sürekli içe doğru yapılması gereken önemli bir yatırım kalemidir. Yolun yarısını geçmiş kişilerde de gelmiş oldukları nokta da epey bir yol almaları beklenir. Ak’ım derken başka koyu renk öğelerden söz etmek hatta bunu yazı dili ile yapmanın yazı ve konuşma dilindeki en güzel karşılığı ‘’Densizlik’’ tir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder